ŞİZOFRENİ HAKKINDA
Şizofreni, düşünceyi, algıyı, duyguyu, hareketi ve davranışı etkileyen, değişken belirtilerle seyreden bir hastalıktır. Belirtilerin görünümü kişiden kişiye ve zaman içerisinde değişiklik göstermekle birlikte sıklıkla ömür boyu sürebilir ve önemli derecede yeti yitimine sebep olur. Sıklıkla 20’li yaşlarda başlayan şizofreni, kişileri hayatlarının en işlevsel döneminde yakalar ve pek çok vakada alevlenmeler ve düzelmelerle giden uzunlamasına bir seyir izler.
Şizofreni hastası olmadık sesler duyabilir, kimsenin görmediği görüntüler görebilir, takip edildiğini, kendisine ve ailesine zarar verileceğine inanarak yoğun korku yaşayabilir.
Şizofreni hastası yaşadığı gerçeklikten uzaklaşarak kendine özgü bir dünya yaratır. Gerçeği değerlendirmesi bozulur. Olayları eskisi gibi muhakeme edemez, soyut kavramları algılamakta ve yorumlamakta güçlük yaşar. Çevresinde olup bitenleri değerlendirme biçimi, olaylara bakışı, diğer insanlarla ilişkisi hastalığın etkisi ile tekrar şekillenir.
Bu sayfada şizofreniyle ilgili genel bilgiler bulabilirsiniz. Bireysel bilgiler ve tedavi için mutlaka bir hekime danışmak gereklidir.

Tarihçe:

Bilimsel anlamda şizofreniyi ilk olarak Morel tanımlamıştır. 14 yaşında entellektüel fonksiyonları hızla yıkılmış olan bir erkek çocukta hastalığı ayrıntılı olarak incelemiş ve 1860 yılında “Dementia Praecox (erken bunama)” terimini ilk kullanan olmuştur.
Edwald Hecker 1871’de “Hebefreni”, Kahlbaum ise 1874’te “Katatoni”nin tanımını yapmıştır. 1896 yılında tanınmış Alman ruh hekimi Kraepelin bu klinik tabloyu “Dementia Praecox (erken bunama)” olarak adlandırmış, bu hastalığın kişide bilinç, afekt (duygulanım) ve irade alanında tam bir yıkıma neden olacak şekilde kronik seyirli olduğunu bildirmiştir.
İsviçreli Eugen Bleuler, 1911’de yayınladığı “Dementia Praecox veya Şizofreniler Grubu” adlı kitabında, Kraepelin’in söylediği gibi hastalığın erken yaşlarda başlamasının ve demans benzeri kötüleşmenin zorunlu olmadığını göstererek ürkütücü “erken bunama” teriminin terkedilmesini sağlamıştır. Bleuler kişinin ruhsal hayatındaki yarılmaya (schisme) dikkat çekmiş ve bu hastalık için Yunancada zihin bölünmesi, yarılması anlamına gelen “schizophrenia (şizofreni)” adını önermiştir.
Bleuler’den sonra şizofreninin klinik tanısına önemli katkılarda bulunan Alman psikiyatr Kurt Schneider, 1930’larda Şizofrenide “Birinci Sıra Semptomlar” olarak kabul edilen “Schneiderian Semptomları” tanımlamıştır. Günümüzde şizofreni tanısı için kullanılan DSM-IV, Bleulerci, Kraepelinci ve Schneiderian yaklaşımların bir sentezini temel almıştır.

Şizofreni hastalığı ne kadar yaygındır ve kimlerde görülür?

Şizofreni tüm dünyada büyük oranda kişisel ve ekonomik sorunlara yol açan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Tüm hastane yataklarının %25’inin işgal edilmesine, üretkenliğin yitimi ve sağaltımla ilişkili olarak yüksek maliyete, %20 daha kısa yaşam beklentisi ve %10-15 intihar oranına yol açmaktadır.
Şizofreninin görülme sıklığı (insidansı) üzerine yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar %0.4-0.7 arasında değişmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Avrupa’da ve A.B.D’de ortalama sıklık oranı %0.85’tir.
Yaşam boyu hastalanma riski, yani 15-45 yaş arasındaki nüfusta şizofreni olasılığı %1 dolaylarındadır. Yapılan çalışmalar tüm toplumlarda ve kültürlerde şizofrenik bozuklukların görece benzer sıklıkta ve benzer belirtilerle görüldüğünü göstermiştir.
Şizofreninin yaşam boyu yaygınlığı (prevelansı) %0.5 ile %1 arasında değişmektedir.
Erkeklerde ve kadınlarda eşit oranda görülür. En sık ortaya çıktığı yaş dönemi erkeklerde 15-25, kadınlarda ise 25-35 yaşlarıdır.
Aile bireylerinde şizofreni hastalığı olanlarda şizofreni görülme riskinin genel toplumun %1’lik riskinden daha yüksek olduğu ortaya konmuştur:

  • Ebeveynlerden birinde şizofreni varsa %12
  • Ebeveynlerin her ikisinde de şizofreni varsa %40
  • İkiz olmayan kardeşlerde %8
  • Çift yumurta ikizlerinde %12
  • Tek yumurta ikizlerinde %47

Şizofreni hastalarının birinci derecede biyolojik akrabalarında hastalık gelişme olasılığının topluma oranla yaklasık 10 kat daha fazla olduğu belirtilmektedir.

Göç, virüslere bağlı enfeksiyonlar, kış doğumları, stres verici yaşam olayları da şizofreni için risk etkenleri arasında sayılmaktadır.

Hastaların yarısında hastalığı başlatıcı tek bir neden gösterilemezken, bir yakının ölümü, okul ya da iş hayatında başarısızlık, beklenmedik yaşam olayları gibi psikososyal birtakım faktörlerin hastalığın ilk atağını tetikleyebileceğine ya da var olan hastalığın alevlenmesine yol açabilecegine dair kanıtlar vardır.

Türkiye’de şizofreniyle ilgili çalışmalar son derece yetersizdir. Doğan ve arkadaşlarının 1995 yılında Sivas’ta şizofreni yaygınlığı ile ilgili yaptıkları bir araştırmada, şizofreninin bir yıllık ve yaşam boyu yaygınlığı %0.5 olarak hesaplanmış, bu oran dünyadaki diğer çalışmaların sonuçlarıyla uyumlu bulunmuştur.

Şizofreninin nedenleri nelerdir?

Şizofreni, hastalığın ortaya çıkışı, belirtileri, seyri ve sonuçları itibariyle farklı görünümleri olan bir hastalık ya da belirtiler kümesidir. Hastalıkla bağlantılı olduğu söylenen tek bir neden yoktur. Hastalığın ortaya çıkışı için genellikle stres-diatez (zorlanma-yatkınlık) modeli üzerinde durulmaktadır. Bu modele göre, şizofreni hastaları, yapısal olarak şizofreniye yatkındırlar. Böyle bir yapısal zeminde bir stres faktörü (zorlanma) tetiği çekmekte ve şizofreni belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu stress faktörleri, genetik, biyolojik, psikososyal veya çevresel olabilir.

GENETİK ETKENLER:

Ailesinde şizofreni bulunan kişilerde şizofreni riski normal popülasyondan daha yüksektir. Ancak bu veriler şizofreninin kalıtsal(ırsi) bir hastalık olduğu anlamına gelmez. “Her şizofreni hastasının çocuğu da şizofreni olur” veya “tüm şizofreni hastalarının anneleri, babaları, kardeşleri de şizofreni hastasıdır” çıkarımı yanlıştır. Şizofreni için kalıtımsal yatkınlık söz konusudur ve bu yatkınlık ancak çeşitli stresörlerin tetiklemesiyle hastalığa dönüşebilir.

BİYOLOJİK ETKENLER

Laboratuvar bulguları, şizofreni hastalarının beyin biyokimyasında, belirli alanlarda değişme ya da bozulmalar olduğunu göstermektedir.

Sinir sistemi milyonlarca sinir hücresinden oluşmaktadır. Bu sinir hücreleri birbirleriyle uyum için de çalışabilmek için bir haberleşme ağı kurmuştur. Hücreler arası haberleşmeyi sağlayan kimyasal maddelere nörotransmitter denir.

Şizofreni hastalarında nörotransmitterlerin aracılık ettiği haberleşmede bir bozukluk olduğu varsayılmaktadır. Bu haberleşme bozukluları arasında en fazla destek göreni “Dopamin Hipotezi (varsayımı)”. Bu varsayıma göre, şizofrenide, dopamin etkinliğinin artması söz konusudur. Beynin bazı bölgelerinde fazla miktarda bulunan dopamin hezeyan, halüsinasyon, dezorganize (dağınık) davranış ve dezorganize konuşma gibi hastalık belirtilerinden sorumlu tutulmaktadır. Ancak şizofreni her hastada dopamin varsayımıyla açıklanamaz.

PSİKOSOSYAL VE ÇEVRESEL ETKENLER

Kişiyi etkileyen önemli olan yaşam olaylarının, şizofreniyi ortaya çıkardığı bilindiği gibi, hastalığı alevlendirdiği ya da nükse yol açtığı bilinmektedir. Yakın ölümleri, evlenme, erkeklerde askerlik, iş sorunları, öğrencilikte yaşanan stresli olaylar, aileden ayrı yaşamak durumunda olma, doğal afetler insanları etkileyen önemli yaşam olaylarıdır.

Ancak gene belirtilmelidir ki bu tür çevresel faktörler, tek başına hastalığa neden olmaktan çok, kalıtımsal yatkınlık, biyolojik etkenler gibi nedenlere eklendiğinde hastalık ortaya çıkabilir. Başka bir ifadeyle, kişi şizofreniye, kalıtımsal ve/veya biyolojik olarak yatkınsa, yaşamının bir döneminde, çevresel etkenler hastalık için tetiği çekebilir.

BEYİN YAPISINDAKİ DEĞİŞİKLİKLERİN ROLÜ

Tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinde şizofreni hastalarının beyinlerinde normalde görülmeyen bazı değişiklikler olduğu saptanmaktadır.

Bu bölgelerin yapısal değişiklikleri işlevlerinde de aksamaya yol açmaktadır. Bunun sonucunda hastalar günlük hayatta her an karşılaştığımız basit ya da karmaşık sorunları çözmekte zorlanmaktadırlar. Bu sorunlar farklı bir otobüse binip eve gitmek, yeni tanışılan bir kişiyle konuşacak konu bulmak gibi bizlere basit gelen şeyler de olabilir.

Şizofreni Hastası: Şizofreninin belirtileri nelerdir ve nasıl tanı konur?

Şizofreni hastalarının genel klinik özellikleri;

Şizofreni hastası giyim-kuşamına daha az özen göstermeye başlayabilir, kendine bakımı azalabilir, alışılagelmişin dışında giyinmeye başlayabilir.
Dış dünyaya ve daha önceden ilgi duyduğu, keyif aldığı aktivitelere ilgisi azalabilir. Olağan günlük aktivitelere yönelik ilgi ve motivasyon kaybı olabilir. İçine kapanma veya yakınlarına bağımlılıkta artma görülebilir.
Bazı hastalarda konuşma bozulur. Dağınık ve muğlak olabilir. Yer yer kopmalar içerir, gereksiz ayrıntılarla doludur, belirli bir mantık örgüsü izlenmez. Bazı hastalarda konuşma bozulur. Dağınık ve muğlak olabilir. Yer yer kopmalar içerir, gereksiz ayrıntılarla doludur, belirli bir mantık örgüsü izlenmez. Bazılarında ise konuşma normal görünümdedir ancak entelektüel performansta düşüş görülür. Buna bağlı olarak, okul veya iş başarısında düşme, çalışmayı sürdürememe, okuldaki dersleri takip edememe, okula devam edememe gibi durumlar ortaya çıkabilir.
Şizofreni hastalarının davranışları anlamsız ve amaçsız olabilir. Bazıları hiç hareket etmeden, belli bir pozisyonda, devamlı bir noktaya bakarak ve hiç konuşmayarak saatlerce vakit geçirirken veya bazıları oldukça hareketli olabilir. Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Bazılarında yüz ifadesi donuklaşabilir. Hasta gerçek dünyadan kopmuş gibidir.
Hastaların çoğunda takip edildiklerini, öldürüleceklerini, aleyhlerinde komplo-tuzak kurulduğunu düşünme ve korkma görülebilir. Bir kısmı kendileriyle ilgili yayın yapıldığı düşüncesiyle çevreden, televizyondan gazetelerden rahatsız olabilirler.
Kimileri vücudunda değişiklik olduğunu veya bedensiz olduklarını düşünebilirler.
Bazıları kendileri ile konuşan, kendilerine emreden, hakaret eden, hareketleri hakkında yorum yapan sesler işitebilirler. Bazı hastalar da uyanıkken gözlerinin önüne çeşitli görüntüler geldiğini ifade edebilirler. Ancak şizofreninin belirtileri hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Hastaları belli ve kesin kitabi formlara oturtmak mümkün değildir.

Şizofreni belirtileri genel olarak 5 başlık altında toplanabilir;

1. Pozitif belirtiler; normal işlevlerde bozulma veya abartı, aşırılık olarak yorumlanmaktadır.
2. Negatif belirtiler; günlük normal işlevlerde azalma veya eksiklik olarak değerlendirilir.
3. Afektif (duygulanımla ilgili) belirtiler; duygusal tepkilerde değişiklikler, farklılıklarla ilişkilidir.
4. Kognitif (bilişsel) belirtiler, bilişsel bozulmalar; bellek işlevlerinde, sözel akıcılıkta, soyut düşünmede bozulmayı içerir ve negatif belirtilerle birlikte kişinin doğal yaşantısını sürdürmesini engeller.
5. Motor davranışsal belirtiler; şizofrenide stupor, rijidite ve postür almayı da içeren çeşitli ve değişken motor belirtiler görülebilir.
Hastada bu belirti başlıklarından bazen sadece bir tanesi görülebilirken, bazen hepsi bir arada bulunabilir.

En sık görülen pozitif belirtiler;

Hezeyan(sanrı): Aksi kanıtlar gösterildiği halde kişinin tartışılmaz bir bağlılıkla sürdürdüğü, sabit ve sarsılmaz düşünceler. Bu düşünceler kişinin içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel değerlerle örtüşmez, dini inançlarla bağdaşmaz veya bunlara göre belirgin olarak abartılı ve tuhaftır. Hezeyanlar kişinin dünya görüşünü ve davranış tarzını etkiler. En sık görülen hezeyanlar; Kötülük görme hezeyanları, büyüklük hezeyanları, alınma hezeyanları, erotomanik hezeyanlar, küçüklük hezeyanları, nihilistik (yokluk) hezeyanları, beden görünümüne ilişkin hezeyanlardır.

Halüsinasyon: Kişinin gerçek dış uyaran yokluğunda sanki böyle bir uyaran varmış gibi algılarının olması. Gerçekte olmayan, kimsenin duymadığı sesler duyma, uyanık olduğu halde gerçekte olmayan görüntüler görme gibi. Halüsinasyonlar görme, duyma, koku, dokunma veya duyularının hepsiyle ilişkili olabilir. Şizofreni hastası bu algıların gerçek olmadığının farkında değildir. En sık, işitsel halüsinasyonlar 2. en sık görsel halüsinasyonlar mevcuttur.

Düşünce ve Konuşmada Dezorganizasyon: Şizofreni hastasının düşünceleri düzensizleşmiştir, düşünceleri belli bir sırayı izlemediğinden, çoğunlukla şizofreni hastalarının konuşmalarını takip etmek zorlaşır. Konuşurken konudan konuya atlama, içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş, anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazen de hastalar kendileri kelime uydururlar (neolojizm), bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.

Diğer Davranışsal Belirtiler: Şizofreni hastaları bazen çok hareketlenebilir, nadiren de olsa kontrollerini kaybederek saldırgan olabilirler.

En sık görülen negatif belirtiler;

Aloji; düşüncenin ve konuşmanın fakirleşmesi. Şizofreni hastalarının düşünceleri yavaşlamış, konuşma miktarı ve konuştukları konuların çeşitliliği, içerdiği bilgi azalmıştır.

Afektif küntleşme; duygulanımda küntleşme. Duyguların ifadesinde azalma, düzleşme. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür. Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler.
Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür, ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler.

Avolisyon/apati; amaca yönelik etkinlikleri başlatamama, sürdürememe. Enerji ve istek kaybı. Avolisyon nedeniyle şizofreni hastası günlük etkinliklerini (örn. iş, kendine bakım, çevresine özen göstreme) sürdüremez ve tamamlayamaz.

Anhedoni; daha önceden ilgi duyulan ve keyif alınan aktivitelere ilgi duymama, keyif alamama.

Pasif ve kayıtsız biçimde kendini toplumdan çekme; hastalar toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme, okul ve işe devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür.

Tanı için standart bir ölçü var mıdır?

Şizofreni tanısı için çoğunluk tarafından kabul edilmiş olan Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-IV veya Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hazırladığı ICD-10 tanı kriterleri kullanılmaktadır.

DSM-IV’e göre şizofreniye özgü tanı koydurucu belirtiler yoktur, ancak şizofreni üç tanısal grupta değerlendirilir. Bunlardan birincisi sanrılar (hezeyanlar), varsanılar (halüsinasyonlar), çağrışımlarda (düşünce akışı) ve duygulanımda (afekt) bozukluklar ile dezorganizasyon belirtilerinin varlığıdır. İkincisi bu olgularda okul iş, kişilerarası ilişkiler ve kendine bakımda yıkım olmasıdır. Üçüncü koşul ise en az 6 aylık bir sürenin olmasıdır. Diğer ölçütler ise diğer tanı grupları ile ilişkileri belirtir.

Gidiş, Prognoz ve Sonlanım:

Şizofreni, klasik olarak kronik tabloya akut alevlenmeler ve iyileşmelerin eşlik etmesiyle seyreder. “Tam düzelme” hastalığın doğal seyrinde genel olarak beklenmemekle birlikte, tedavi ile hastaların bir kısmı günlük yaşantılarını, eğitimlerini, iş yaşantılarını sürdürebilirler. Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir.

Hastalığın başlangıç yaşı, cinsiyet, medeni durum, aile yaşamı, sosyal çevre, ilk ataktaki hastalık belirtileri, mesleki ve toplumsal uyum, hastalık öncesi işlevsellik, hastaneye yatış sayısı ve süresi, bilişsel yetiler, psikotik atakların süresi ve sayısı, genel sağlık ve intihar girişimi gibi faktörler şizofreni gidişini etkileyebilir.

Hastaneye yatarak tedavi görmüş ilk atak şizofreni hastaların taburcu edildikten sonra düzenli antipsikotik tedaviye rağmen, ilk yıl içinde ikinci bir nöbet geçirme riskleri yaklaşık %35-%40’tır. Nöbet sayısı arttıkça kronikleşme olasılığı artar. Hastalığın gidişi ve sonlanışını önceden kestirmek hemen hemen olanaksızdır. Hastalığın ancak, ilk tanı sonrası 5 yıllık seyri hastanın gidişatıyla ilgili ipuçları verir. Yıllarca ağır şizofrenik bozukluk gösterenler arasında, normale yakın sosyal ve iş uyumu yapabilecek denli iyileşenler az değildir. İzleme çalışmaları şizofreni hastalarının en az %30-40’ının, orta ve iyi derecede düzeldiklerini, aile iş ve sosyal uyum yapabildiklerini göstermektedir. 20-40 yıllık izlem çalışmalarında, şizofreni hastalarının yaklaşık %55’inde, hastalığın olumlu yönde seyrettiği, %45’inde ise daha ağır sonuçlar görüldüğü ortaya konmuştur.

TEDAVİ

Şizofreni psikotik bozukluklar arasında kabul edildiği için tedavide kullanılan ilaçlar toplu olarak antipsikotikler olarak isimlendirilir. Psikoz terimi genel olarak gerçeği değerlendirme yetisinin bozulduğu durumlar için kullanılır. Şizofrenide kullanılan ilaçlar çoğunlukla benzer etki mekanizmalarına sahiptir. Dolayısıyla şimdilik 'en etkili' tek bir ilaçtan söz etmek mümkün değildir. İlaçların aralarındaki farklılıklar daha çok yol açtıkları yan etkilere ilişkindir Ancak eskiden sadece varsanı ve hezeyanlarda etkili ilaçlar mevcutken, giderek diğer yakınmalar üzerinde de etkili ve yan etkileri daha az olan ilaçlar kullanıma girmektedir.

Şizofrenide kullanılan klasik ilaçlar beyindeki sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan bazı maddelerin (örn. dopamin) aşırı etkinliğini engelleyerek etki göstermektedirler. Dopamin fazlalığı şizofrenide hezeyan, halüsinasyon gibi temel belirtilerden sorumlu tutulmaktadır.

Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar etki mekanizmaları aracılığıyla bir etkileşimler zinciri ortaya çıkarmaktadırlar. Beynin bütün sinirsel ağı içinde yeni bir düzenlemenin ortaya çıkması ise zaman içinde gelişen bir durumdur. Bu nedenle ilaçlar kullanılmaya başladıktan iki-üç hafta sonra etkilerini gösterirler.

Atipik olarak nitelenen nispeten daha yeni ilaçlar ise dopaminin yanı sıra beyinde hücreler arası iletide rol oynayan başka maddeler üzerine de etkilidirler. Bu ilaçlara dopamin dışındaki diğer sinirsel ileticiler üzerinde de etkili olmaları, yan etki ortaya çıkarma olasılığının klasik ilaçlardan daha az olması gibi özellikleri nedeniyle “atipik antipsikotik” adı verilmektedir.

Şizofrenide hekim kontrolünde düzenli ve uzun süreli ilaç tedavisi esastır. Son yıllarda hızla artan ilaçlarla şizofreni hastalarına eskisinden çok faydalı olunmaktadır. Bu ilaçlar bağımlılık yapmayan ve hastanın tedavisini sağlayan ilaçlardır. İlaçların hastayı gereğinden daha durgun yapması bu ilaçların uyuşturucu olduğundan değil, daha ziyade yan etkilerinden kaynaklanmaktadır.

İlaç tedavisi her gün ağız yolu ile alınacak ilaçlarla yapılabildiği gibi, özellikle ilaç uyumu sağlıklı olmayan hastalarda 15 günde bir ya da ayda bir uygulanacak uzun etkili iğnelerle de yapılabilir. İlaçlar hastalık belirtilerini çoğu zaman kontrol altına alabilmekte ve kişinin insan ilişkilerini, sosyal ve mesleksel aktivitelerini düzeltebilmektedir. Ayrıca nükslere bağlı hastane yatışlarını da azaltırlar. Ancak şizofreni tedaviside kullanılan ilaçlarla ilgili önemli bir nokta yan etkileridir.

İlaç tedavisi sırasında hem ilaçların etkinliği hem de yan etkiler açısından hastalar yakın şekilde izlenmelidir. Özellikle nörolojik denen yan etkileri hastaları oldukça rahatsız etmektedir. Bunlardan sık rastlananlar; boyunda kasılma, gözlerde kayma, kişinin robot gibi olması, titreme, yerinde duramama, huzursuzluktur. Çok uzun süreli kullanım sırasında özellikle ağız çevresinde istemsiz hareketler ortaya çıkabilir ve bu durum kalıcı olabilir. Özellikle kadınlarda daha belirgin olmak üzere memeden süt gelmesi, memede hassasiyet gibi yan etkiler olabilir. Ayrıca ağız kuruluğu ve görme bulanıklığı gibi yan etkiler de çok rahatsız edicidir. Hastaların ve yakınlarının ilaç yan etkileri konusunda bilgilendirilmeleri tedavi uyumu açısından önemlidir.

Yan etkiler nedeniyle ilacın değiştirilmesi gerekebilir. Sık reçetelenen Akineton ilacı tedavi amacı ile değil, ilaçların yan etkilerini azaltmak için kullanılmaktadır. Son yıllarda kullanıma giren atipik antipsikotikler yan etkileri daha az olduğundan ilaç uyumunu kolaylaştırmakta ve yaşam kalitesini artırmaktadırlar.

İlaç tedavisinde yaşanan sorunlar;

Hastalar sıklıkla ilaçlarını almak istemezler…

İlaç almayı reddetme nedenleri;

1. Hasta olduğunu kabul etmemek
2. İlaca bağlı istenmeyen yan etkiler
3. İlaç almanın hasta olduğunu hatırlatması
4. Kendisini iyi hissettiğinden ilaç almayı unutmak ya da ihtiyacı olmadığını düşünmek

Neler yapılabilir?

1. Yakınızın ilaçla ilgili yakınmalarını dinleyin, anlayışlı olmaya gayret edin
2. Tehdit etmeden ilaçlarını düzenli kullanmazsa hastaneye yatabileceğini anlatın
3. İlaçları yemeğine karıştırmayın, bu hastanızın size olan güvenini kırabilir
4. Evde başka ilaç kullananlar varsa herkes aynı saatte ilacını alabilir
5. Yakınınız ilaç almayı kesinlikle reddediyorsa 2-4 haftada bir injeksiyon şeklinde kullanılan ilaçlara geçilebilir.

© 2012-2017 Abdi İbrahim Otsuka İlaç Sanayi ve Tic A.Ş. TÜM HAKLARI SAKLIDIR.
Bu sitedeki bilgiler, bir hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçemez.
Daha fazla bilgi için bir hekime veya eczacıya başvurunuz.
Sitemizin ürünlerimiz bölümü sağlık çalışanları içindir.
Soru, öneri ve taleplerinizi bize info@aio.com.tr posta adresi veya
(212) 366 84 00 numaralı telefon aracılığıyla iletebilirsiniz.
Sorumlu kişi: Medikal Müdür Müjgan Özen & Erkay Dumanlı